2 Ağustos 2014 Cumartesi
Masalkent.
Hiç kimsenin canınızı yakamayacağı bir yer biliyorm. Hiç kimsenin üzmek için size ulaşamayacağı... İstediğiniz her şeyin mümkün olduğu bir yer...Nerede olabilir tabii yalnızca zihninizin derinliklerinde... Yolu çok basit... Vazgeçmek, bu hayata dair her şeyden vazgeçmek... Hiç bir zaman tam olarak varamadım ama çok yakından gördüm. Öyle bir yer var.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
16.07
Her şey ama her şey bir lavabonun deliğinden süzülüp kaybolacak olsa, tüm o pisliğin ardında takılı kalacak olan yine benim biliyorum. Anlatmak için hatırlamak, odaklanmak gerek ki tatsızlıklar söz konusu olduğunda bunu hiç sevmiyorum. Gidip bir ormanın kuytularına, yalnızca bir mum yakıp insandan, yalandan, senaryolardan uzak rahat bir nefes almak istiyorum.
2 Haziran 2013 Pazar
Yalnız Ölmek Çok Zor
Şu günlerde çoktan yitirilen yada yitirildiğine inandığımız şeylerin varlığını görünce umutlanmadan edemiyorum. Bir yandan da iyi bir sona bir an önce varılsın istiyorum çünkü gerçekten tüm olanları durup öylece izlemek çok ama çok zor. Bir çok şey anlatmak istiyorum ama nasıl yapabileceğimi henüz bilmiyorum.
Yalnız ölmek çok zor...
Bir yanda bu kadar çok şey olup biterken küçük dünyaların küçük acıları dinmeksizin sürüyor. Küçük bir kızı iyileştirmeye çabalıyorum, yanında durmaya, kendimce destek olmaya... Beceremeyişimin bu kadar aşikar olması çok acıtıyor. Ama onun canı nasıl acıyor tahmin dahi edemiyorum. İçinde biri öldü zaten. Şimdi o da ölüyor... Hayata tutunmayı bırakmış birini hayatta nasıl tutarım? Cevap bulamıyorum.
Yalnız ölmek çok zor...
Bir yanda bu kadar çok şey olup biterken küçük dünyaların küçük acıları dinmeksizin sürüyor. Küçük bir kızı iyileştirmeye çabalıyorum, yanında durmaya, kendimce destek olmaya... Beceremeyişimin bu kadar aşikar olması çok acıtıyor. Ama onun canı nasıl acıyor tahmin dahi edemiyorum. İçinde biri öldü zaten. Şimdi o da ölüyor... Hayata tutunmayı bırakmış birini hayatta nasıl tutarım? Cevap bulamıyorum.
21 Mayıs 2013 Salı
O'nun Bedeni O'nun Kararı
Hayat bazen karşı koymanızı, kabullenmemenizi, en iyisi sizin olmadıkça yetinmemenizi, savaşmanızı ister. Sonra size en mükemmeli sunar. Her şey düzeldi derken öyle bir derdiniz olur ki... Bu kez en mükemmeli koruyup, şimdiye kadar yaşadıklarınızın en kötüsünü atlatmanız ve tüm bunlar olurken sessiz kalmanız gerekir.
Bulutlardan uzak durmak gerektiğinde hemfikirdik zaten... Ama 'o' duramadı... Şimdi yağmurlardan arınmak zorunda... Nasıl yardım edeceğim bilmiyorum... Onun bedeni, onun kararı...
3 Mayıs 2013 Cuma
Bir kutu buldum...
Yakındığınız bazı durumlar aslında tamamen yanlış yorumladığınız şeyler olabilir. Siz durmak istediğiniz yeri belirlediğinizde size yeni yollar sunuluyorsa her seferinde, durup bir düşünün. Daha önce her durduğunuz yer sizi mutsuzluğa sevk ettiyse, evren sizi kurtarmak için çokça yardım gönderiyor olabilir.
1 Mayıs 2013 Çarşamba
Yüreğinde biri varsa bir bulut olmadığını söylesin lütfen...
Bulutları sevmek zordur... Varlıkları sadece kendi benliklerine aittir. Sizinle birliktelikleri bir rüzgara bakar... Kaldı ki hepimiz şahidiz, içlerinde ne fırtınalar kopar... Ama bu ne saf öfkeden ne de hayat verme isteğindendir... İçlerinde hepsi yer bulur. Güneşi çok severler ancak ne kadar farklı olduklarını anlatmaya gerek yok. Bulutların zaman zaman unuttuğu şey onlar güneşin tadını çıkarırken diğerlerini bundan mahrum bırakıyor olmalarıdır.
Yapacağınız son şey bir buluta bağlanmak olmalı... İsteği ne olursa olsun er geç gidecektir. Ne döneceği zamanı bilirsiniz ne de döndüğünde neyle karşılaşacağınızı. Bulutlar çok acıtır. Hem de hiç bilmezler.
Bir kız tanıyorum. İçinde neler olduğunu asla tek kişiye göstermemiş küçük bir kız. Tüm bunları herkesten saklayıp, ego gösterisine girişmeyecek kadar güçlü bir kadın üstelik. Rüyamda bir buluta aşık oluyordu. Üstelik bir bebeğim olacakmış deyip duruyordu. Korktum doğrusu.
Bulutları uzaktan sev... Lütfen bağlanma demek istedim... Melek gibi küçük bir kız bu özlemi taşımamalı...
6 Şubat 2013 Çarşamba
Laura
Laura, yeni tanıştığım küçük bir kız çocuğu... Kaybettiğim, özlediğim ne varsa hepsini onda buluyorum. Fiziksel olarak belirgin hiç bir özelliği yok. Ama baktıkça güzelleşiyor sanki... Ama onda insanın hoşuna gidenin ne olduğunu bulmak benim için henüz mümkün olmadı... Belki de tavırları...
Sağ dizinin üstündeki yara izi, küçük çantasındaki rozeti ve zaman zaman kendini hatırlatan huysuzluğu 6. yaşını doldurduğu yazın geride bıraktıklarının bir kısmını oluşturuyor. Öylesine bir kız düşünün ki yerleştirdiğiniz her resimde kendine bir yer bulabiliyor... Ve bizim hikayemizde de zaman zaman kendine yer bulmaya kararlı... Laura'yla daha sonra yine görüşeceğiz.
2 Eylül 2012 Pazar
Asırlar Öncesinden
İlk insanlar düzenlerini nasıl oturtmuşlar emin değilim. Ama Sims City benzeri biçimde çoğaldıklarından her şey olağan bir süreçte gelişmiştir sanıyorum. Böyle sağdan soldan sevdiğim, istediğim herkesi toplayarak bir şehir, yeni bir dünya kurmak düşündüğümden daha zormuş. En azından benim için çünkü kafamı bir türlü yeterince toplayamıyorum. Ama yine de yavaş yavaş sakinlerimizin listesi belirmeye başladı. Bu sandığımdan uzun sürecek oluşumu şimdilik içsel tutma kararındayım. Ama sıkılıp, bunaldığımda koşacağım yer yine burası olacak tabiki.
9 Ağustos 2012 Perşembe
Yeni Dünya Düzeni
Kendim için yeni bir dünya kurmaya karar verdim. Gerçek hayattan pek kimseyi bu dünyaya taşımayacağım. Ama gerçek dünyada bulamadığım karakterlerin hepsini burada yanımda görmek istiyorum. Koca bir şehir yapacağım bizim için. Kirli, boğucu, dar sokaklar da olacak şehrimde yemyeşil parklarda. Şu şehrin krokisini bir çizeyim sakinlerimizi de yerleştirmeye başlayacağız. Misafirlere de kapımız her zaman açık...
5 Ağustos 2012 Pazar
Kağıt Mendil
Bir sürü yağmur yağmış hala da bardaktan boşanırcasına yağıyor. Saçak altında ağlayan bir çocuk var. İnsanın zihninde hemen canlanan bakımsız, ihmal edilmiş çocuk görüntüsünden çok uzak. Gayet bakımlı, hali vakti yerinde bir ailenin, ihtimam gösterilen bir üyesi. En azından maddesel anlamda ihtiyaçlarının insanı imrendirecek şekilde karşılandığı izlenimini veriyor. Ne söyleyeceğimi bilsem yanına gideceğim. Bu yaşta insanın ne derdi olur bu kadar ağlayacak diye düşünecek oluyorum, utanıyorum. Yağan yağmurdan olsa gerek sokakta fazla insan yok. Saçak altlarını yalnız sokak kedileriyle paylaşıyoruz. Neden dışarı çıktığımı, ne yapmam gerektiğini bir türlü hatırlamıyorum. Ama bu ağlayan çocuğu bırakıp da gidemiyorum bir türlü. Karşısında anlamsızca dikilmem bir şey ifade edermiş gibi. Aklıma çocukluğumdan anlamsız anlar üşüşüyor, saçma düşüncelere gömülüyorum. Tek bir söz bulabilsem anlamlı gelecek hemen gideceğim yanına. Yoruluyorum. O ceplerini kurcalarken düşünmeyi bırakıp yanına yürüyorum. Çantamdan çıkardığım kağıt mendili uzatıyorum, teşekkür edip çocukluğun verdiği o en mantıklı rahatlıkla siliyor burnunu. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. " Vakit geç oldu, hava kararıyor" diyorum. "Eve gideceğim" diyor dönüp yürüyor.
İçim acıyor, saçmalamak istemiyorum ama ağlamamak için de bir sebep bulamıyorum. Belki de bir kağıt mendil kadar bile işe yaramıyorum.
İçim acıyor, saçmalamak istemiyorum ama ağlamamak için de bir sebep bulamıyorum. Belki de bir kağıt mendil kadar bile işe yaramıyorum.
3 Ağustos 2012 Cuma
Evlilik
İnsanlar evlenirken hep sarhoşmuş gibi gelir bana. Yani evlilik normal mantık sınırlarında verilemeyecek bir kararmış gibi. Evliliği önemsemediğimden ya da değer vermediğimden değil. Ama bu kadar büyük bir kararı vermenin daha zor olması gerekmez mi diye düşünürüm hep. Tabi her şeyin mantıkla yürümediği hatta mantığın barınacak yer bulamadığı bir düzendeyiz ama sistemin ilerleyişini anlayabilmiş değilim. Dahası kadın-erkek ilişkilerini hiç ama hiç anlayabilmiş değilim. Hemcinslerimin erkekleri büyülemişçesine etkileme konusundaki yeteneklerine de şapka çıkarıyorum. Ancak benim için ha bu mevzu ha genetik bilimi... Zorlarsam genetik alanında bir yerlere gelebilirim belki ancak diğer konuda en ufak ihtimal olduğunu sanmıyorum.
1 Ağustos 2012 Çarşamba
Mutsuzluk
Mutsuz muyum? Evet, mutsuzum. Peki bunun için yapabileceğim bişey var mı? Şüphesiz, bu sorunun yanıtı bir süre daha hayır olacak. Ama mutsuz birini mutlu etmek için ne yapılabilir onu merak ediyorum. Yani hiç tanımadığım biri. Hakkında doğru dürüst bildiğim tek şey mutsuz olduğu. Üstüme vazife mi? Sanmıyorum. Ama hiç tanımadığım biri benim için bişey yapsa çok mutlu olmasam da en azından küçük şaşkınlığım mutsuzluğumu bir süre gölgeleyebilirdi. Bir süre kafam oyalanırdı belki kimdir bu yaa, noluyoruz, nerden çıktı vs... şeklinde. Peki mutsuz birini azıcık da olsa mutlu etmek için ne yapılabilir???
Merhaba
Yıllarca sustum, sustum, sustum ki aslında bu pek doğru değil yani konuştum ama istediklerimi anlatamadım. Her zaman herkesin başka şeyler konuşmak için halihazırda bir bahanesi vardı. O yüzden önce sustum sonra yalnızca onların konuşmalarına gerektiğince karşılık vermeyi öğrendim. Ama böyle olmuyordu gerçekten patlamak üzereydim. Sonra kendimle konuşmanın, bir sürü duvara laf anlatmaya çabalamaktan çok daha fazla işe yaradığını keşfettim. Ve kendime, ruhuma merhaba dedim.
Ama kafamın içinde konuşup durmak bir süre sonra çok yorucu olmaya başladı. Bunu bir düzene sokmam gerekiyordu. Bunun çözümü de gayet açıktı "otur, yaz" dedi ruhum. Eee işte yazıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)